Duygusal zorbalık kadın erkek eşitsizliği

Duygusal zorbalık kadın erkek eşitsizliği

Duygusal zorbalık, işletmelerin en değerli varlığını oluşturan insan kaynaklarını tehdit etmektedir. Oysaki yaşanan hızlı gelişmeler ve değişimler işletmelerin yaşamlarını devam ettirme ve ilerleme istekleri karşısında insan kaynaklarına oldukça fazla ihtiyaçları olduğunu göstermektedir.

Öyle ise mobbing, işletmeler için önemli bir yönetsel sorundur. İşletmeyi en tepeden en aşağıya kadar tamamen etkilemekte ve huzursuz etmektedir. Çünkü işletme içerisinde, aynı kademede çalışanlar arasında görülebileceği gibi hem üst düzey çalışanın alt düzey çalışana hem de alt düzey çalışanın üst düzey çalışana karşı uyguladığı bir baskı olarak görülmektedir.

Duygusal zorbalık kadın erkek eşitsizliği

Çalışanlar arasında bir kişinin kurban seçilmesiyle başlayan mobbing sürecinde bu davranışların amacı o kişinin başarısız olmasını ve sonuçta işten ayrılmasını sağlamaktır. Yani onu sindirmek ve yok etmektir. Mağdurların başarılı, dürüst, işletme için kendini adayan, vizyon sahibi, duygusal zekâsı yüksek kişiler olmaları bir tesadüf değildir. Bu kişiler duygusal zorbalığı uygulayan kişiler için işletme içerisinde bir tehdit unsuru, yükselme sürecinde bir engel olarak görülmektedir.

İşletmelerde, öncelikle bu tür davranışların varlığına izin verilmemelidir. Dedikodu kazanının kaynamasıyla kendini gösteren bu tür davranışlar takım ruhunu etkilemekte ve işletmeyi başarısızlığa sürüklemektedir.

Oluşan karmaşa ve huzursuzluklar işletmenin imajına yansıyarak sektör içerisinde olumsuz bir şekilde tanınmasına neden olmaktadır. Bunun yanında işletmeler için işin verimliliğinde düşme, personel devir hızının artması, çalışanların tazminatları, hastalık izinlerinin artması, örgüt geliştirmeyi engelleme gibi pek çok olumsuz sonucu vardır. Mağdurlar açısında olaya bakıldığında da sonuç oldukça kötüdür.

Mobbinge uğrayan çalışanlar hem psikolojik hem de fiziksel anlamda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Stres, depresyon, panik atak sendromları, uyku bozuklukları, kendinden şüphecilik, yalnızlık, korku, ruhsal çöküntü, işten ayrılma, motivasyon eksikliği, işletmeye bağlılığın azalması ve iş tatminsizliği gibi sonuçlar görülmektedir.

Mobbing, her türlü kuruluş veya sektörde görülmektedir. Adeta tehlikeli bir hastalık gibidir. Yaşamasına izin verildiği takdirde tüm işletmeyi sarmakta ve hayatını tehdit etmektedir. Bu yüzden hem işletmelere hem de mağdurlara mobbing karşısında önemli görevler düşmektedir.

Öncelikle mağdur ” bir mobbing mağduru” olduğunu fark edip kabullenmelidir. Çünkü mobbing davranışları bir zaman içerisinde gerçekleşip bitmemektedir. Mobbing uygulayıcıları amaçlarına ulaşana kadar bu süreci devam ettirmektedirler. O yüzden mağdurlar bu durumu kabul etmelidirler. Başına gelen bu olaya sessiz kalmak ve suçluluk duygusuna kapılmak sadece mobbing uygulayıcısına cesaret vermektedir.

Mağdur, mobbing hakkında bilgi sahibi olmalı ve öz güvenini geliştirmelidir. Özgüven kişiye her zaman yapıcı, girişimci ve gerçekçi bir psikoloji kazandırmaktadır. Bunun yanında zorbalığı yapan kişiyi görmezden gelmek ya da onunla açıkça konuşmak, başka bir bölümde çalışmayı istemek, o kişiyi (kişileri) tehdit etmek, arkadaşlarından yardım istemek, insan kaynaklarına ya da üst yönetime şikayet etmek, zorbalığı yapan kişiye meydan okumak veya kanuni yollara başvurmak mağdurların zorbalık davranışlar karşısındaki bazı eylemleridir. Sonuçta bu davranışlar karşısında hem fiziksel hem de ruhen en az zararla çıkmak mağdurun verdiği mücadeleye bağlıdır.

Yapılan anket sonuçlarına göre duygusal zorbalığa maruz kalan çalışanların %66.2’si kadın, %33.8’i ise erkektir. Bu sonuçlar itibariyle mobbing mağdurlarının daha çok kadın çalışanlar arasından seçildiğini ya da mobbing olgusundan daha çok bayan çalışanların etkilendiğini söylemek mümkündür. Bu durumun nedeni, özellikle geleneksel toplumlarda kadın cinsiyetine yönelik ön yargılar ve cinsiyet ayrımı, başka bir ifadeyle, erkek egemen iş dünyasında, kadının yeni konumu, karşı cinsiyet nedeniyle azınlık olma hali görülmektedir.

Kadın eşitliğinin nispeten yeni kavram olması nedeniyle, en ileri örgütleniş tarzlarında ve modern kurumlarda bile, insanlar bu eşitliği kavrama konusunda hala önemli kararsızlıklar göstermektedir. Ayrıca duygusal zorbalığa kadın çalışanlar kadar erkek çalışanlarda maruz kalmaktadır. Fakat etkilenme derecesi itibariyle kadınların bu konuda daha hassas olması da bu oranın yüksek çıkmasına neden olmaktadır. Erkek çalışanlar böyle bir durumla karşılaştığını, kadın çalışanlara göre daha az kabullenmektedir.

Araştırma sonuçlarına bakıldığında duygusal zorbalığı uygulayanların %30.8’i kadın, %24.6’sı erkektir. Hem kadın hem de erkek tarafından duygusal zorbalığa maruz kalanların oranı da %44.6’dır. Bu sonuçlar itibariyle kadın çalışanlar hem mağdur olarak hem de duygusal zorbalığı uygulayan taraf olarak erkek çalışanlara göre daha fazladır.

Yine yapılan ankete göre mağdurların önemli bir kısmı 30-40 yaş grubu içerisinde bulunan, orta kademe çalışanlar arasında olduğu görülmektedir. Bu durumun nedeni, bu kademenin çalışanlar için bir zıplama tahtası niteliği taşımasıdır.

İş yaşamında, çalışanlar arasında daha iyi konumda olma yarışı burada daha fazla kızışmaktadır. Bu durum üst yönetim için bir tehdit unsuru olduğundan araştırma sonuçlarına göre, üst yönetimin alt kademeye uyguladığı duygusal baskının oranı da %61.5 olarak görülmektedir.

Bununla beraber duygusal zorbalığa maruz kalanların eğitim durumları incelendiğinde %72.3’ü lisans mezunudur. Üst kademede çalışanlar eğitim durumu kendisinden daha iyi olan çalışanların kendisine rakip olabileceği düşüncesiyle ya da tamamen kıskançlık duygusuna kapılarak, kendi egosunu tatmin etmek için duygusal zorbalığa başvurmaktadır.

Kanuni yollara başvurmak ise hiçbir mağdurun yapmak istemediği bir eylem olarak görülmektedir . Üst yönetime şikayet etmeyenlerin oranı da %83,1’dir. Yani kimi kime şikayet edeceğiz anlayışının hakim olduğunu düşünebiliriz. İnsan kaynaklarına şikayet etmekte yine %80,6 oranla tercih edilmemektedir.

Bu durum gösteriyor ki mağdurların, psikolojik yönü ağır olan bu savaştan galip çıkmak için büyük bir mücadele vermeleri gerekmektedir. Ailenin bu durumu bilmesi ve mağdurun yanında olması, büyük bir moral kaynağı olacaktır.

Hem işletme hem de çalışanlar için oldukça olumsuz sonuçlar doğuran bu durumun varlığına engel olmak beraberce yapılacak çalışmalara bağlıdır. Aslında tüm işletmelerde yaşanan fakat tam olarak adı konulamayan bu olgunun tanınması oldukça önemlidir. Herhangi bir sınır tanımayan mobbing tamamen iş ahlakına aykırı davranışları içermektedir. Bunun için işletmelerde, iş ahlakı bilincinin yerleştirilmesi gerekmektedir.

Yöneticilerin çalışanlara eşit davranmaması, kayırma ve ayrımcılık yapılması, görev ve yetkilerin kötüye kullanılması mobbinge ortam hazırlayan sebeplerden sadece birkaç tanesidir. İşletme içerisinde rol belirsizliğinin ortadan kaldırılması, çalışanların haklarını korumaya yönelik, tecrübe ve yeteneğe önem veren ve gerçekten mobbing karşında sert önlemleri içeren işletme politikalarının belirlenmesi gerekmektedir.

Mobbingin çalışanların işbirliğini, çalışma ruhunu ve işletme kültürünü etkilemesine kesinlikle izin verilmemelidir. İşletme içerisinde iletişim sürecinin etkinliğinin sağlanması, personel seçiminde teknik yeterlilikten başka duygusal zekaya önem verilmesi, çalışanların bu konu hakkında bilgilendirilmesi ve etkin bir insan kaynakları departmanının oluşturulması da duygusal zorbalıkla başa çıkmada oldukça önemlidir.

Kısaca, mobbingin hangi koşullarda ve nasıl oluştuğu, hem işletme hem de mağdurlar açısından hangi sonuçları doğurduğu ve her iki tarafın neler yapabileceği konusunda tespitler önemlidir.

Çalışma hayatının bu kabul edilemez yönünü ortadan kaldırma konusunda herkes üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.

Bir önceki yazımız olan İşyerinde Cinsel Taciz başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir