Avrupa Sosyal Şartı Açısından Mobbing

Avrupa Sosyal Şartı Açısından Mobbing

Avrupa Sosyal Şartı, temel sosyal ve ekonomik hakları koruyan, medeni ve politik hakları garanti eden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni takviye eden bir Avrupa Sözleşmesizdir.

Şartlar’ın genelde ILO Sözleşmelerini takip ettiği kabul edilmek­tedir.

“İnsan hakları, insan onurunun korunması ve saygı duyulması için var­dır ve bu nedenle evrenseldir. Geleneksel haklar ile sosyal haklar arasında bir ayrım yapılması mümkün değildir. Sosyal ve ekonomik yönden en güçsüzü korumak, kişisel ve siyasal hakların korunması için de gereklidir. Zira sos­yal ve ekonomik yönden güçsüz toplumsal kesimlerin, sosyal ve ekonomik haklar olmadan, kişisel ve siyasal insan haklarını bilinçli olarak kullanma­ları söz konusu olamaz.

Avrupa Sosyal Şartı Açısından Mobbing
Avrupa Sosyal Şartı Açısından Mobbing

Bu nedenle sosyal haklar olmaksızın insan hakla­rından faydalanmak mümkün değildir. Bu düşünce, İnsan Hakları Evren­sel Beyannamesi’nde “insan haklarının bölünmezliği ve karşılıklı bağımlı­lığı” olarak formüle edilmiştir. Yine aynı yönde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 4 Aralık 1950 yılındaki bildiriminde “kişisel ve siyasal haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel hakların yakın ilişkili ve birbirine bağlı haklar” olduğu belirtilmiş, ekonomik, siyasal ve kültürel haklardan yoksun olan in­sanın Evrensel Beyanname’de öngörülen özgür insan olamayacağı” ayrıca ve açıkça vurgulanmıştır.

Gözden geçirilmiş Sosyal Şart’ın 26. maddesi “Onurlu Çalışma Hakkı”nı düzenlemiş ve tüm çalışanların onurlu çalışma hakkına sahip olduğunu hüküm altına almıştır.

26. maddeye göre ise akit taraflar, tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işve­renlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak,

  1. Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı cinsel taciz konusun­da bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunun engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun ön­lemleri almayı;
  2. Çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanılacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluş­

turan, yinelenen eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranış­lardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı, kabul ve taah­hüt etmişlerdir.

Türk Hukukunda uluslararası sözleşmelerin uygulanma şekli ve usulü 1982 Anayasası’nın 90. maddesinde düzenlenmiştir.

“Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma” başlığı altında düzen­lenen 90/1. maddede, “Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onaylamayı bir kanunla uygun bulması” şartına bağlanmıştır.

Devamındaki 2. ve 3. fıkrada “uygun bulma” şartının istisnalarına yer verilmiş ve bu fıkralardaki istisnalar kapsamında olan ve “Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır” (1982 An. m. 90/4), denilmiştir.

90. maddenin 5. fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmünde olduğu ve bunlar hakkın­da Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurula-mayacaktır.

Özellikle konumuz açısından önem taşıyan düzenleme, 1982 Anayasa’nın 90. maddesinin 5.fıkrasının sonuna, 5170 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile yapılan eklemedir. Anayasa maddesine 07.05.2004 ta­rihinde eklenen cümle ile “usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda
farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı” hükmü eklenmiştir.

Burada tartışılması gereken konu, Gözden Geçirilmiş Avrupa Sos­yal Şartı ve Avrupa Sosyal Şartı ile Ek Protokollerinin anayasanın bu düzenlemesi dahilindeki uluslararası anlaşmalar kapsamında olup ol­madığıdır. Zira m. 90/5-son cümle’de yapılan düzenleme “temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerin iç hukuk kuralı hükmünde olacağını” belirtmektedir.

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı ve Avrupa Sosyal Şartı ile ek protokollerinin Anayasa’nın 90. maddesinde belirtilen “temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası bir sözleşme” olduğu sabittir.

Gerek Avrupa Sosyal Şartı gerekse Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı, temel sosyal ve ekonomik hakları koruyan, medeni ve po­litik hakları garanti eden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni takviye eden sözleşmelerdir.

Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın “Başlangıç” bölümün­de “Avrupa Konseyi hedefinin, kendilerinin ortak mirası olan ideal ve ilkele­rin gerçekleştirilmesi ve korunması amacıyla üyeleri arasında daha güçlü bir birliğin sağlanması ve özellikle İnsan hakları ve temel özgürlüklerin gerçek­leştirilmesi ve sürdürülmesi yoluyla sosyal ve ekonomik gelişmenin kolay­laştırılması olduğunu” belirtilmiş ve devamında “Avrupa Konseyine üye devletlerin, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma’da imzalanmış olan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Avrupa Sözleşmesi ile 20 Mart 1952 ta­rihinde Paris’te imzaya açılan Ek Protokollerde, halklarına bu belgelerde belir­tilen sivil ve siyasi özgürlükleri sağlamayı kabul ettikleri” hatırlatılmıştır.

Yine başlangıç bölümünde “bütün insan haklarının, bunlar kişisel, siyasal, ekonomik, sosyal ya da kültürel olsun, bölünmezliğinin korunması” gerektiği belirtilmiştir.

Başlangıç bölümünde “insan haklarının bölünmezliği ilkesi”nin ka­bulü, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde “insan haklarının bö­lünmezliği ve karşılıklı bağımlılığı” ilkesinin ve aynı yöndeki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 1950 bildiriminde kabul ettiği “kişisel ve siyasal haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel hakların yakın ilişkili ve birbi­rine bağlı haklar” kuralının tekrarı niteliğindedir.

Uygulamada çok rastlanmasa da iç hukuk kuralı haline gelen bu Şartlara bazı mahkeme kararlarında atıf yapıldığı görülmektedir

Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan and-laşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur (m.90/2).

Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz (m. 90/3). Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun, Kanun Numarası: 5170, Kabul Tarihi: 07/05/2004, Resmi Gazete Tarihi: 22/05/2004, Yayımlandığı Resmi Gazete Sayısı: 25469.

Bir önceki yazımız olan ILO Sözleşmeleri Açısından Mobbing başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.